25 Nisan 2010 Pazar

Farklı cehennemlere bakar babalar ve oğullar. Anlatmak ne mümkün görünen kabusu sırt sırta, ama güvenle otururken. Engel olur roller ve modeller korkuları açığa vurmaya. Sevginin önüne geçer gururun soğuk nefesi.
Varsın geçsin sevgiyi gurur; komşularda gördü ya, ayaktayız dimdik, sert ifadeli ve korkusuz...

23 Nisan 2010 Cuma

Toz, toprak ve yokluk keser kiminin yolunu, kimi etten ve kemikten bürokratik, yetmezmiş gibi politik duvarlar arasında bir günde kaybeder yönünü tamda başkan zannederken kendini.
O'da biliyor resmigeçit büyüklere, kalırsa zaman neşeyle dolmak kendine.

20 Nisan 2010 Salı

Yağmur ve pus uykusunu getirmiş belli, açılmak istemiyor Zeynep. Güneşin gülen yüzü özlenen, an meselesi varması küllerin. Bazılarının ki gibi sopranonun külleri değil korkutan, volkanın binlerce mil öteden ışığımızı kesen bulutları. Bir Pazar sabahı olsa keşke, gerinip rahat uykumuzda, yakıcı Akdeniz güneşini sırtımızda duysak; oysa pek uzak kendisi.

19 Nisan 2010 Pazartesi

Bir Pazar sabahının mahmurluğu içinde gözden ve gönülden uzakta rastladım eski dostlara. Unutmadık elbet onları, ama sanki daha yakındaydı balık kokan küpeşteleri ve yanıltmıyorsa beni özlemlerim, daha renkliydi bordoları. Uzak kalıp bakamayınca gözlerimiz, solmuş renkleri, dökülmüş boyaları, geçmiş günlerin neşeli hayatları artık bir Pazar sabahı…

17 Nisan 2010 Cumartesi


Kim bilir hangi tarihten bu yana akar bu sular iki yaka arasında.
Dünden beri iki yaka arasında değil, köprü altından akıyor sular. Çoğu çirkin, yığınla apartman köprü altında mevziler oluşturmuş; ne bir mimik, ne bir ifade öylece bakıyor geçen teknelere. Betonun gri yüzü hoyratça giriyor hayatımıza.
Serin suların aktığı, tamda bu mevsimde erguvanların açtığı, sesiz ve güzel boğaz teslim olmuş suların üstünden akan trafiğin acımasız uğultusuna. Bağrından geçen teknelerden ve gerdanını kuşatan onlarca belki yüzlerce mekândan akıyor çığlık çığlığa bin bir çeşit gürültü. Bacalardan püsküren kükürtle beslenmiş suni bir sis öksürtüyor huzur almaya gelenleri.
Yazık, yenildik doymazlığımıza, tembelliğimize ve umarsız zevksizliğimize, duyarsızlığımıza…

İstanbul yaptı Constantinapole'u, cami yaptı Hagia Sophia'yı. Onayladı Bizanslıların seçtiği Gennadiyus'un Ortodoks Patriği sıfatını, hamisi oldu tüm Ortodoksların. Sadece Osmanlı'nın değil tacını giydi Doğu Roma'nın.
Anlattı Gennadiyus'a dinle devlet işlerinin ayrılmasının erdemlerini, zehirlendi 49 yaşında. Kimi Papa'yı ilan eder sorumlu, kimi der başkalarıdır sebep...

10 Nisan 2010 Cumartesi

Çamaşır ipleri gerdik tarihle gün arasına, serdik afişleri çamaşır yerine. İki satır attık afişe yukarıya kültür, aşağıya başkent(i) diye. Çamaşır ipinin üstüne serilen afişten gayrı bir şey koymadık kültürün üstüne, götürdük başkenti bozkıra. Duyuyorum gülüyor birileri uzak batıda, üstelik katıla katıla...

7 Nisan 2010 Çarşamba


Kubbeler, minareler, kilise - camiler ve camiler, kim bilir hangi bina ardında gizleniyor sinagoglar. Bu topraklardan geçmiş mimarlar yüzyılların sırrını taşıyor bize gezinirken gölgeler ve nur arasında.
Kurtarmak gerek nur-u gölgeden, ayırmak gerek bilginle bilgeyi ve nihayet bulmak gerek günümüzün kadim bilgelerini...

5 Nisan 2010 Pazartesi


Anlamadıklarımız yada anlayamadıklarımız korkutuyor günümüz insanını.
Ve ne garip, geçmişi anlamak kimi zaman ölümü kavramaktan zor.

4 Nisan 2010 Pazar


Yüzyılların birikimi şuracıkta. Sanırsın tutulur el uzatsan, oysa görünen net değil, aramızda demir parmaklıklar ve ölmüşlerimiz.
Birikmişle aramıza girmiş bir kaç sarıklı, üç beş cüppeli, pek çok sakallı sakalsız ulema. Modern zamanların tarihsiz nesliyiz biz...

1 Nisan 2010 Perşembe


Seyahate çıktık geleceğe, aydınlık ve ışık dolu geçmişi ardımızda bırakıp. Geçmişin ışığıyla gölgelenen yüzlerimiz bu gün ışıksız, belki geçmişinde ardında.
Geçmişi karanlık olanların gölge düşmemiş yüzleri aydın görünüyor tarihi bilmeyenlere.